Peygamberimizin doğduğu dönemde Mekke'de insanlar arasında yaygın olan dini inanç nedir ?

Sinan

New member
Peygamberimizin Doğduğu Dönemde Mekke'de Hangi Dini İnanç Yaygındı?

Mekke'de yaklaşık 6. yüzyılın sonlarına doğru doğan Hz. Muhammed'in dünyaya geldiği ortamı anlamaya çalışırken insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: “Peki o dönemin Mekke'sinde insanlar neye inanıyordu?” Bugünden bakınca mesele biraz karmaşık görünüyor. Çünkü karşımızda sadece “putlara tapan insanlar” şeklinde tek cümleyle anlatılabilecek bir toplum yok. Daha ziyade farklı inanç unsurlarının, geleneklerin, kabile bağlarının ve ekonomik hayatın birbirine dolandığı bir yapı var.

Hatta şöyle düşünelim: Bugünün Mekke'sine bir zaman makinesiyle gidiyoruz ve çevreyi inceliyoruz. Herhalde ilk şaşkınlığımız, insanların dini hayatının bugünkü İslam toplumundaki anlayıştan oldukça farklı olması olurdu. Sonra biri çıkıp “Biz Allah'a inanıyoruz ama…” diye başlayan uzun bir cümle kurardı. İşte o “ama” kısmı, konunun en önemli noktalarından biri.

Mekke'de Temel İnanç: Allah İnancı Vardı, Fakat Tevhid Yoktu

Hz. Muhammed'in doğduğu dönemde Mekke toplumunda yaygın olan dini anlayış genel olarak putperestlik ve çok tanrılı uygulamalarla iç içe geçmiş bir inanç sistemi şeklindeydi. Bununla birlikte Mekke halkının tamamının Allah'ı hiç tanımadığı düşünülmemelidir.

Kur'an'daki bazı ayetlerden, müşrik Mekkelilerin Allah'ı yaratıcı ve yüce varlık olarak kabul ettikleri anlaşılmaktadır. Örneğin Kur'an, onlara “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorulduğunda Allah'ı işaret ettiklerini bildirir. Sorun, Allah'ın varlığına inanıp inanmadıklarından çok, Allah ile insanlar arasında aracılar kabul etmeleri ve ibadette başka varlıklara yönelmeleriydi.

Yani dönemin inanç yapısını basitçe “Allah yoktu” diye açıklamak doğru olmaz. Daha isabetli ifade şudur: Allah inancı mevcut olmakla birlikte tevhid anlayışı bozulmuş, putlar ve çeşitli kutsal kabul edilen varlıklar Allah'a ortak koşulmuştu.

Buradaki ayrım oldukça önemli. Çünkü İslam'ın Mekke'deki temel çağrısı sıfırdan “Allah diye bir varlık vardır” demek değildi. Esas çağrı, Allah'ın tek ilah olduğu ve ibadetin yalnızca O'na yapılması gerektiğiydi.

Putlar Neden Bu Kadar Önemliydi?

Mekke'nin dini hayatında putların önemli bir yeri vardı. Kâbe'nin çevresinde çok sayıda put bulunuyordu ve farklı kabilelerin kendilerine ait kutsal sembolleri vardı. Bunların en meşhurlarından biri Hubel'di. Ayrıca Kur'an'da Lat, Uzza ve Menat isimleri de geçer.

Burada ilginç bir nokta ortaya çıkıyor: Putların her zaman “evreni yaratan bağımsız tanrılar” şeklinde düşünülmesi gerekmiyor. Bazı Mekkeliler bu varlıkları Allah'a yaklaşmaya vesile olan aracılar olarak görüyorlardı. Kur'an'da onların, kendilerini Allah'a yaklaştırmaları amacıyla bu varlıklara yöneldiklerini ifade eden anlayış eleştirilir.

Bu durum bize eski toplumların dini düşüncelerinin bazen sandığımızdan daha karmaşık olduğunu gösteriyor. İnsan zihni, görünmeyen ve aşkın bir yaratıcıyla ilişki kurmak için somut semboller üretmeye oldukça yatkın. Bugün de insanın soyut kavramları sembollerle anlatma ihtiyacı devam ediyor. Fark şu ki İslam, Allah'ın herhangi bir maddi biçimle temsil edilmesini ve O'na ortak koşulmasını reddetti.

Kâbe'nin Durumu: Aynı Mekân, Farklı Anlayış

Kâbe, Hz. Muhammed'in doğumundan önce de Arap toplumunda son derece önemliydi. İslamî kaynaklara göre Kâbe'nin Hz. İbrahim ve Hz. İsmail tarafından Allah'ın emriyle inşa edilmesi, Mekke'nin tevhid geleneği açısından temel bir geçmişe sahip olduğunu gösterir.

Ancak zaman içerisinde bu tevhid merkezli geleneğin içine putperest uygulamalar karışmıştı.

Bu nedenle Mekke'deki dini hayatı “Kâbe vardı, o hâlde herkes Müslümandı” şeklinde yorumlamak mümkün değildir. Kâbe'nin varlığı başka, onun etrafında sürdürülen dini uygulamaların niteliği başka bir konudur.

Bir bakıma aynı bina farklı anlamların merkezine dönüşmüştü. Kâbe'nin kutsallığı devam ediyor, fakat ibadet anlayışında ciddi bir dönüşüm yaşanıyordu.

Sadece Putlardan mı Söz Etmeliyiz?

Hayır. Mekke toplumunun tamamını tek bir dini kalıba sokmak tarihsel açıdan sağlıklı değildir.

Arap Yarımadası'nın farklı bölgelerinde Yahudilik, Hristiyanlık ve başka dini geleneklerin mensupları bulunuyordu. Ayrıca kendisini putperest çoğunluğun geleneksel inançlarından uzak tutan ve tek Tanrı inancını arayan bireyler de vardı. İslamî kaynaklarda bunlardan hanifler olarak söz edilir.

Dolayısıyla Hz. Muhammed'in doğduğu dönemin Arabistan'ını “herkes putperestti ve başka hiçbir inanç yoktu” şeklinde anlatmak fazla basitleştirici olur.

Tarih biraz böyle bir şey zaten: İnsanlar ders kitabındaki kutucuklara sığmıyor. Bir toplumun içinde farklı düşünen insanlar, farklı gelenekler ve farklı hayat hikâyeleri aynı anda bulunabiliyor.

Kadınların ve Erkeklerin Dini Hayatını Nasıl Anlamalıyız?

Burada özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta var: “Erkekler şöyle inanıyordu, kadınlar böyle inanıyordu” şeklinde kesin çizgiler çizmek tarihsel gerçekliği yansıtmaz.

Mekke toplumunda dini tutumları belirleyen faktörler arasında kabile, aile, sosyal konum, ekonomik ilişkiler ve kişisel tercihlerin önemli rol oynadığı düşünülebilir. Bu nedenle kadınları yalnızca “duygusal ve ilişki odaklı”, erkekleri de yalnızca “stratejik ve çözüm odaklı” göstermek tarihsel bir açıklama değil, modern bir klişe olur.

Fakat konuyu forum havasında düşünürsek farklı karakterler üzerinden ilginç bir tablo kurabiliriz.

Mesela bir Mekke tüccarını düşünelim. Onun dini hayatında kabilesinin güvenliği, ticaret yolları ve sosyal ittifaklar önemli olabilir. Bu kişi dini sembollere aynı zamanda toplumsal düzenin bir parçası olarak bakabilir.
 
Üst